Günümüzde sıkça duyduğumuz “Karanlık Fabrikalar (Lights-out Manufacturing)” terimi kelime anlamı olarak ilk başta ürpertici gelse de aslında 21. yüzyılı etkileyecek en büyük üretim devrimlerinden biri sayılabilir.  İçinde çalışanların mola vermeden 7/24 çalıştığı, aydınlatmaya, ısıtmaya ihtiyaç duymayan bu fabrikalar neymiş gelin birlikte öğrenelim!

 

“Karanlık Fabrika” Nedir?

Öncelikle “Karanlık” teriminin metaforik olarak kullanıldığını söyleyelim. Çünkü makineler çalışırken ışıkları kapatmaktan çok daha geniş bir içeriğe sahiptir.

Karanlık fabrikalar, minimum veya sıfır insan müdahalesi ile üretimi mümkün kılan ve makinelerin operatöre veya gözetime ihtiyaç duymadan otomatik olarak çalışmasını hedefleyen bir üretim yöntemidir. Üretim sürecinde daha fazla otomasyona dayandığından fabrika sürekli olarak çalışır. Bu da imalattan devamlılığı sağlarken ürün kalitesinde sabitliği tutturur.

 Karanlık üretim belirli bir proses değil, bir üretim metodolojisidir. 

Sanayi devriminden bu yana giderek artan otomasyon eğilimi, teknoloji alanındaki gelişmelerle birlikte büyük bir ivme kazanmıştır. Günümüzde en gelişmiş üretim tesislerinde, insanlardan daha fazla robotlara yer verilmeye başlanmıştır. İnsanlar daha fazla yaratıcılık ve öngörü gerektiren görevlerle uğraşırken; daha basit ve tekrarlayan görevler robotlar tarafından üstlenilmiştir. Daha fazla otomasyon ve erişilebilirlik sağlayan bu faaliyetler, “karanlık fabrika” olarak bilinen yeni bir üretim metodolojisinin merkezidir.

 

Karanlık Fabrikaların Geçmişi

Karanlık fabrika (lights-out manifacturing) yöntemi, çok yeni bir fikir değildir. Nitekim, nesillerdir üretim mühendisleri bunu kullanmayı denemiş ve bazıları yıllar içinde bu konsepti geliştirmeye çalışmıştır.

 İlk denemelerden biri Oliver Evans’ın çalışmalarıdır. 1784 yılında dünyanın ilk sürekli üretim hattını yaratan, yenilikçi bir değirmenciydi. Geliştirdiği sistemle değirmende çok daha az insan çalışabiliyordu. 1790 yılında Evans, ilk Amerikan buhar motoru üreticisi olmayı başarmıştır. 

Bilim kurgu hikayelerinde bile geçen karanlık, ilk kez 1955 yılında yayınlanan Philip K. Dick’in “Autofac” adlı öyküsünde neyin neden üretileceğine bile robotlar karar veriyor ve üretim, makineler tarafından otonom bir şekilde gerçekleştiriliyordu.

Bilim kurgu hikayelerinde kalmayıp hayata geçiren ilk şirket 1982’de General Motors oldu. Fakat teknolojinin yeterince gelişmemiş olması “geleceğin fabrikası”nı 10 yıl sonra kapattırdı.

Yaklaşık 30 yıl sonra Japonya’da bulunan robot fabrikası FANUC bunu başarmış ve günümüzde robotların durmaksızın üretim gerçekleştirdiği 22 adet FANUC fabrikası bulunmaktadır ve bu fabrikalarda ayda 22.000 -23.000 CNC makinası üretilmektedir.

Adidas da “Speed Factroy” tesisi ile üretimini Avrupa’ya taşımış ve ayakkabıların robotlar tarafından üretildiği ve sadece 160 kişinin çalıştığı bir tesis kurmuştur. 

Dünyadaki ilk dijital fabrikalardan birisi olan Almanya’daki Siemens Amberg Fabrikası da üretim faaliyetlerinin sadece %25’i insan gücü ile gerçekleştirmektedir.

 2016 yılında Çinli bir cep telefonu modülleri üreticisi, insansız fabrika kurulumu ile makine ekipman değişiminden depo sistemlerine kadar her şey bilgisayar kontrolü ile idare ediliyor, teknik görevliler ise sadece kontrol odasından süreci izliyor. fabrikada robotların kullanılmasıyla işçi sayısı % 90 azalırken kusurlu ürünlerin oluşma oranı % 25’den % 5’e kadar düşmüştür.

Türkiye’de de bu dönüşüm sürecinin benzer şekilde işlediği görülüyor. Bir un fabrikası ile küçük ev aletleri ve profesyonel ev aletleri üreten bir fabrika Türkiye’de bu dönüşümün ilk örnekleri arasında sayılabilir.

 

 

Karanlık Fabrikaların Sistemi

Endüstri 4.0’ın bir özelliği olan “karanlık fabrikalar” iş ihtiyacını sensörler aracılığıyla algılayan, uzaktaki diğer üretim araçları (sensörler, aktüatörler, makineler, robotlar, konveyörler vb.) ile internet yoluyla iletişim ve etkileşim kurabilen, ihtiyaç duydukları üretim bilgisini bulut sistemler içerisindeki “büyük veri”den (big data) alan akıllı makineler ve sistemleri içerir. Büyük verinin işlenmesi ile nesnelerin birbiriyle iletişim kurması nesnelerin interneti olarak biliniyor. Nesnelerin interneti sayesinde sadece akıllı fabrikalar değil, akıllı evler, akıllı şehirler ve akıllı çevreler tasarlanabiliyor. Bu teknolojide kilit rol ise sensörlerin. Nesnelerin fiziksel özelliklerini ölçümleyip sayısal değerlere dönüştüren sensörler internet aracılığıyla bu verilerin diğer aygıtlar tarafından da kullanılabilmesini sağlıyor.

 

 

Karanlık Fabrikaların Faydaları

Verimlilik: Tamamen otomasyon üzerine kurulan sistem daha fazla çalışma saatine karşılık geleceğinden dolayı daha çok üretim ve  daha az kusurlu parça imkanı tanıyor.

Maliyette azalma: Sistem tamamen robotik üzerine kurulduğu için 6-8 işçinin yaptığı işi robotlar tek başına hızlı bir şekilde yapabiliyor.

İş güvenliği: Sistemden önce insanların iş sahasında ekipmanları yanlış kullanması, iş kazalarına yol açmaktaydı ancak sistem ile birlikte iş güvenliği tamamen çözülüyor.

Kullanılan enerjide tasarruf sağlanması: İnsanların ısınma ve aydınlatma gibi enerji tüketimleri ortadan kaldırılarak enerji tasarrufu sağlıyor. Bir çok insan bu sistemleri kullanırken daha çok enerji harcandığını düşünse de yüksek verim kazancı bu sorunu ortadan kaldırıyor.

Rekabet ortamı oluşturma: Aynı sektörde faaliyet gösteren iki firma düşünün. Üretim ne kadar hızlı ise firma rekabette bir adım öndedir. Üretilen ürünlerin hem yüksek kalitede olmaları hem de maliyetlerinin düşük olması firmaların  rakiplerinin önüne geçirecek çok önemli bir rekabet aracıdır.

 

Endişelenmeli miyiz?

Bu gelişmelerin her biri hem insanlık hem de dünyamız adına çok sevindirici. Çevresel yönden, iş gücü yönünden, verimlilik anlamında teknolojik gelişmelere yol açabilecek bir durum olması bakımından yararlı olan bu fabrikalar bizi nasıl olumsuz etkileyecek? İşlerimizi elimizden alarak. McKinsey Global Institute verileri 2030 yılına dek 400 ila 800 milyon kişinin otomasyon nedeniyle işini kaybedeceğini gösteriyor.

Bu fabrikalarla beraber birçok insan işlerini kaybedecek, çoğu meslek yok olacak, unutulacak ve biz daha farklı bir dünyada yaşamaya başlayacağız. Sanayi devriminde olduğu gibi…

Bu konuyla alakalı tartışmalar devam ediyor. Bir kesim fabrikaların getirdiği avantajların, işsizlikle karşılaşılan sorunlarla karşı karşıya geleceğini ve toplumsal olarak huzursuzluk yaratacağını düşünüyor. Gelirler ne kadar artarsa artsın ,toplumun refahı bozulacak. Ekonomiyi çok yönden etkileyecek gelişmelere yol açacak bu fabrikalar.

Peki avantajları yararımıza kullanıp bu fabrikaları benimsemeye, meslek alanlarının değişmesine ve gelişmesine izin mi vereceğiz; yoksa işsizlik sorunlarıyla karşı karşıya gelmekten korkup, bu teknolojiyi bir kenara mı iteceğiz? Bunu ilerleyen günlerde göreceğiz.

YAZARLAR

Kıymet EVSAN

Serenay YALÇIN